“Finansal piyasalardaki en önemli doğrulardan bir tanesi farklı zamanlarda farklı kuralların geçerli olduğudur.” Morgan Stanley’in gelişen piyasalardan sorumlu başkanı Ruchir Sharma piyasalardaki genel döngüyü bu şekilde anlatıyor. Sharma’nın Newsweek’te yayınlanan görüşleri şu şekilde devam ediyor:
İş dünyasında her dönemde sabit standardı tutturabilmek kolay bir iş değildir. Alman İlahiyatçı Dietrich Bonhoeffer’in de söylediği gibi ‘Eğer yanlış trene binmişseniz, trenin koridorları boyunca farklı yöne koşmanızın pek anlamı yoktur.’
Bir süredir sermaye piyasaları kendi başına buyruk hareket ediyor. Örneğin gelişmekte olan piyasalar kendi yasalarını gelişmiş ülklerden bağımsız bir şekilde koymaya çalışıyorlar. Gelişmiş ülkelere bağlı tüm ekonomik değerler tehlike altına girerken, gelişmekte olan ülkelerin bu ülkelerden hızla izole hale gelmesi dengeleri zaman zaman zora sokuyor. Ekonomisi yüzde 35 oranında yüksekte seyreden gelişmekte olan ülkeler, tüm global piyasalardaki kazancın toplam yüzde 10’una sahip. Azımsanamayacak kadar büyük bir rakam.
Uzmanlar piyasalara pesimist yaklaşıyor
Son zamanlarda ortaya çıkan 2008’de olabilecek ani resesyon söylentileri ile birlikte, piyasalara pesimist yaklaşan uzmanlar , geniş çaplı global piyasa ortamına geçişin birçok sorunu da beraberinde getireceğini düşünüyor. Dünya eknomisi ABD ekonomisindeki büyümenin yüzde 2’lik yavaşlama sürecine girdiği son birkaç çeyrekte bile karşı koyma eğilimi içinde olmasına rağmen, önümüzdeki zamanda ABD ve gelişen piyasalar arasındaki ekonomik hareketlerde keskin bir düşüşün yaşanabileceğini de göz ardı etmemeye çalışıyorlar.
Eğer tarih klavuzluk edecek olursa, mevcut global genleşme bir süre daha devam edecek. Dünya ekonomisi zaten son 20-30 yıldır aynı yol üzerinde gidip geliyor. Her on yılın başında yeni bir ekonomik döngü oluşuyor ve yükselen gelgitler denizdeki bütün tekneleri bir süre yukarı kaldırıyor. Mevcut on yılların ortalarına doğru da ülkelerin merkez bankaları para politikalarını sıkı hale getirerek enflasyon patlamalarını engellemeye çalışıyorlar. Bu da yüksek faiz oranlarının bir şekilde finansal krize ve kargaşaya sürüklenmesine yol açıyor. Merkez Bankaları da bu sefer rahatlama eğilimine girerek krizi daha da büyütmemek için var gücüyle uğraşıyor. Sonuçta da ekonomide oluşabilecek balon için uygun zemin hazırlanmış oluyor. Her on ylın sonunda da tüm dengeler alt üst oluyor ve enflasyonun getirmiş olduğu akımlarla Merkez Bankaları kemer sıkma politikasına mecbur kalıyor.
Yanlış bir trene mi bindik?
İçinde bulunduğumuz on yıllık süreçte de, dünyanın en büyük likidite sağlayıcısı ABD Merkez Bankası’nın para politkalarını rahatlatarak gelişmekte olan ülkelerdeki büyüme eğilimini sağlam temellere taşıyor. Bu noktada gözden kaçırılmaması gereken konu şudur ki para politikalarındaki her türlü rahatlatma çabası ABD’den çok gelişmekte olan piyasaların işine yarayacaktır.
Böyle bir senaryo dahilinde, gelişmekte olan piyasalar kaydadeğer bir armağanla ödüllendirilmiş olacaktır. Bu durum da aslında klasik bir döngü olarak değerlendirilebilir. Likiditenin sınırlı imkanlarını çoğaltan bu hareket, büyüme segmentini de daha yükseklere uçuracaktır. Bu noktada kendimize şu soruyu sormalıyız. Acaba yanlış bir trene mi bindik?
27 Aralık 2007 Perşembe
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder